Kurum kültürünün bir parçası: Sağlıklı Yaşam Programları

Çalışanlar şirketlerin en önemli ve en değerli kaynaklarıdır. Her biri farklı katmadeğer sağlayan çalışanlarınızın fiziksel ve ruhsal sağlığı şirketinizin performansını doğrudan etkilemektedir. İş verimini artırmak, sağlık harcamalarını düşürmek, kuruma bağlılığı artırmak, çalışanların bellek ve konsantrasyonunu güçlendirerek iş potansiyelini yükseltmek, moral ve motivasyonu artırarak bu yönde devamlılığı sağlamak ve rakiplerin önünde olmak için “Kurumsal Sağlıklı Yaşam Danışmanlığı” giderek önem kazanmaktadır.
Türkiye’de şu anda bir sorun olarak algılanmasa da kişilerin hayat tarzı ve alışkanlıkları, yani sağlıksız beslenme, hareketsizlik, yüksek stres seviyesi, sigara kullanma ile doğrudan bağlantılı sağlık riskleri, yani yüksek kolesterol, obezite, kalp hastalıkları, kanser gibi hastalıklar, 10 senelik bir süreç içinde daha da yaygınlaşacak. Ama diğer bir taraftan tüm rahatsızlıklar doğru önlemler alındığında, önleyici sağlık çalışmaları benimsendiğinde, düzeltilmesi mümkün sağlık riskleri... Bunun için en kolay, etkili ve basit uygulamalar ise eğitim ve toplumu bilinçlendirme çalışmaları. Eğitim ve bilinç ailede başlar, sonra okul hayatı ile şekillenir, iş hayatı ile zenginleşir. Ama maalesef Türkiye’de ‘sağlıklı yaşam’ ile ilgili eğitim olmadığı gibi bilinçlendirme çalışmaları ise son yıllarda önem kazanmaya başladı. Devamı için lütfen tıklayın.
Nutrizone ile Sağlıklı Gourmet

Salı pazarındaki manav Mehmet Efendiyle muhabbeti ilerletip her hafta kasa kasa yeşillik almak, restorandaki tavuğun 100 gr. olduğuna emin olmak için mutfağa girip tartmak, çantada taşınan bitki çayları (termosta!!!), pazartesi başlayıp en geç Perşembe günü biten diyet programları, mucize diyetlerden ve zayıflama ilaçlarından medet ummak, detox programları, diyetisyenlere kazandırılmış hatırı sayılır paralar, diyet programına göre restoran seçme, nazikçe reddedilen yemek davetleri.... Bunlar benim eski “sağlıklı beslenme” ve “formda kalma” çabalarımdan bazıları... Ama sonuç hep başarısızlık! Ya hormonlar dengesini kaybeder, ya depresyona girilir ya da başta verilen kilolar ikiyle çarpılıp geri alınır.
Ama herşey bir yana en zoru nedir biliyor musunuz? Damak tadına düşkün, güzel yemek yemeyi çok seven, yemek pişirmekten çok keyif alan biri için o süreçte yenilen kibrit kutusu kadar peynir, bol ot çeşitleri, ızgara tavuk ve haşlanmış sebzelerle yaşamak... Düşünsenize yemeğe misafir davet ediyorsunuz, harika yemekler pişiriyorsunuz ve siz salatanın kenarından, etin sossuz bölümünden didikleyip duruyorsunuz! Tüm bu süreçte kendinize yeni bir stres kaynağı yaratıyorsunuz. Tek kelimeyle: İŞKENCE!!! Boşuna dememişler "Allah bizi damak tadıyla ödüllendirmiş, içimize de iştah adında bir canavar koymuş!!!" diye... Devamı için lütfen tıklayın.